Blog Listem

31 Aralık 2010 Cuma

Bugün için planlanmayan ama hayatın bana getirdiği yazı

Yılbaşı günü yarım gün çalıştık, aslında sadece ben çalıştım, ofiste de toplam 3 kişiydik. Neyse , bunu başıma gelenlerden sonra geriye dönüp baktığımda söyleyebiliyorum ki kendimi çok kasmışım. Her konuda böyle. Korktuğum şeyin gerçekleşmesi bile, o benim kendimi korku cehenneminde yakmam kadar acı vermiyor.

Hikayemi anlatayım bu yukarıdaki çıkarımımı aşağıda açacağım. 1de ofisten çıktım, aslında Avrupa yakasında kalmak, kuaföre gitmek, istiklalde biraz gezmek, yılbaşı coşkusunu yaşamak istiyordum. Ama annem bu tarafa geç birlikte kuaföre gidelim, kalma oralarda falan dedi. Ben de erkenden metrobüse binip döndüm. Sonra para çektim ve yeni yılını kutlayacağım herkesi sırayla araya araya kuaföre gittim. Sıra yoktu, bir saat sonrasına annem ve bana randevu alıp telefonla konuşarak yürümeye devam ettim. Karşı kaldırımda arkadaşımın abisini gördüm, gülümseyip el salladım. Ve dannn ne olduğunu anlayamadım bir kaç saniye. Elimi gayri ihtiyari kafama götürdüm, ki ellerim kan oldu. Gerizekalı olmaz olası bir emlakçının ağaca insan başı seviyesine astığı bir tabela kafamı yarmıştı, görmeyip çarptığım için. Şimdi denilebilir ki ben dikkatsiz yürüyorum, önüme bakmıyorum, aynı anda bir kaç iş yapmamalıyım vs vs. Ama ben bunların hiç birini düşünmedim. Hemen neden bu oldu ve neden bana oldu diye sorguladım. Çünkü günümü başka türlü planlasaydım olmayacaktı, çünkü öyle yapmasaydım da böyle yapsaydım olmayacaktı vs vs. Lanet okumalar başladı sonra. Her zaman en büyük duam dileğim isteğim niyetim sağlık iken, neden sağlığıma sürekli bir şeyler oluyordu ? Neden neden neden ? Sorgulamalarla kendimi yedim bitirdim. Sonra suçlamalara geçtim. Uzun vadede hep bir şeylerden korkutularak, hep olabilecek kötü senaryolardan bahsedilerek, hayat bir kötü şeyler silsilesidir ve bizim başımıza iyi bir şey gelmez fikri işlenerek büyütülmüş olmama kadar gitti sorgulamalarım. Kısa vadede de annemi dinleyip karşıya geçtiğim için olduğunu düşündüm.

Bu düşünceler içinde eve gelip önce kanlarmı yıkadım sonra eczaneye gittim, eczacı, tabela deyince önce tetanoz ol dedi. Beyne yakınmış enfeksiyon kaparmışım falan filan. Annemle gidip olmaz olası tabelaya baktık ki plastik, mika bir şey. Vazgeçtik tetanozdan. Sonra iç kanama travma vırt zırt endişeleri sardı beni. Yılbaşı günüm her şeyden vaz geçmiş bir şekilde geçmeye başladı. Kuaförden vazgeçtim. Akşamki planı iptal edip kimseyi üzmek istemedim ama elimde olsa iptal ederdim.

Evham ve korku denen mikrop, yukarıda dediğim gibi, korktuğun şeyin başına gelmesinden daha uzun süre hayatını zehirliyor. Biliyorum çünkü şu an bu zehirin etkisindeyim. Her saniye yeni bir yerimde yeni bir his keşfediyorum, muhtemelen daha önce olduğu gibi, anksiyeteden öte bir sebebi yok tüm bunların ama bu bilgi can sıkıntımı alıp götürmeye yetmiyor malesef.

Sürekli başka insanları düşünüyorum, şu anda keyifle ve inançla , güvenle yılbaşı akşamını ve yeni yılı bekleyen diğer herkese gıpta ediyorum. Onların benim gibi dertleri yok diyorum kendi kendime. 48 saat sürekli endişelenmek durumunda değiller, başım ağrır mı, midem bulanır mı, gözüm kararır mı, başım döner mi diye endişelenmiyorlar. Ne kadar mutlu olduklarının farkındalar mı bilmiyorum ama şu an herhangi bir endişesi olmayan tüm insanları ölesiye kıskanıyorum.

Belki daha önemli bir şey gelecekti başıma ve ufacık (umarım) kazayla bu tehlikeyi savuşturdum belki nerede olursa olsun böyle bir şey olacaktı, belki dikkatli olsaydım olmayacaktı. Belki, belki, belki. Sonuçta, yaşamla gelen her şeyi drama çevirmeden ve büyütmeden kabul edecek kadar hayat sürecine güveniyor olsaydım şu an kendi ellerimle inşa ettiğim bir sıkıntı kafesinde nefessiz kalmayacaktım.
Şu anda hemen hatırlayabildiğim 2 ayrı talihsiz olay var tam da yılbaşı günü başıma gelmiş olan, benim 31 Aralıkla ilgili bir problemim mi var diye düşünmeye başlayacağım.

Yeni yıldan kim ne diler bilmiyorum ama ben üç şey diliyorum, iyi şeylere olan inanç, yaşam sürecinin mutluluk getirdiğine güven ve yaşama sevinci. Her şeye rağmen. Her yıldan aynısını diliyorum.

Lütfen biri bana, kendi gerçeğimizin ve olması gerekenin ve hak ettiğimizin sağlık, mutluluk ve iyi şeyler olduğuna inanmanın , güvenmenin ve ne olursa olsun yaşama sevinci duymanın yolunu göstersin. Ben kendi kendime çıkamıyorum bu endişe döngüsünden.

Bugün 31/12/2010



Dünkü yazımda, geçen yıl bugün hesabı kağıt kalem kullanarak yaptığımı ve bulamayacağımı söylemiştim ya, kendime inat, eve gidip çekmece araştırması yaptım ve buldum yazdıklarımı! Modada Viktor Levi şarap evinde tek başıma oturup bir şişe şarap ve peynir tabağı eşliğinde yazdığım her bir sayfayı gülümseyen gözlerle okudum. Yine de her yılın muhasebesini blogda yapmakta takip edilebilirlik açısından inanılmaz fayda var.

Sağlık, bereket, umut gibi güzel dilekler var. Ama iki tane spesifik dilek var ki, bir tanesi gerçekleşmiş , çok şükür. Diğeri sanki iyileşmiş gibi ama hala yüzde yüz değil.

Gece yarısı uyandım ve bilgisayarı açtım, sevdiğim bloglardan ikisi yeni yazı yayınlamıştı, hemen okudum (bir yanım geceye sıkıştırma, sabaha bırak rahat rahat oku demesine rağmen) ve sonra tekrar uyumaya çalışırken üzerlerine düşündüm.

Biri Sevgili Defne'nin blogu ki her zaman yoga ve hayat üzerine yazdıkları bende derin uyanışları tetiklemiştir.
Bugün okuduğum yazı, çok hızlı hareket ettiğimiz için ruhlarımızın bizi yakalayamadığını söyleyen eski kızılderili öyküsünü hatırlattı bana. Belki de modern şehir hayatı diye yumuşatılan kabusun içindeki herkesin huysuzluğu ve huzursuzluğunun sebebi budur diye düşündüm.

Diğeri Sevgili Mehtap'ın blogu, ki kendi yaptıklarıyla da bugünkü yazısını hissettiriyor her zaman bana. Bu okuduklarımdan sonra, kendi açgözlülüğümden utandım. Doymak bilmeyen bir iştahla tamamını yemeye niyetlendiğim çikolatalı pastanın bir diliminin bile dünyanın başka yerlerinde bir çocuğun bir gün daha fazla yaşamasını sağlayabileceğini bilmek, bana nasıl hissettiriyor anlatmam mümkün değil.

Yeni keşiflerimden sayılabilecek olan Esas Kız'ın yolculuğunu anlatan blog ise her zaman bana yeni düşünce şekilleri sunuyor. Daha önce de duyduğum cümlelerin anlamını, aslında hiç kavrayamadığımı, hiç içselleştiremediğimi onun satırlarında anlıyabiliyorum mesela.
Geçen günlerde yazdığı bir yazının yorumlarında bana, bir cümle içinde ne üzerinde çalışırsam içimdeki çelişkilerle barışabileceğimi ve ışıkla aramda duran gölgeyi kenara itebileceğimi düşündürttü.

Bunlar sadece birer örnek ve en yakın zamanlı olanlar, ama blogumun sol yanında 'yazsa da okusam' diye yolunu gözlediğim her bir blog, hayatımı güzelleştiriyor ve anlamlandırıyor.

Bu yıla, bana, satırlarını okuma fırsatı vererek kattığı güzel insanlar için ayrıca teşekkür ediyorum. 

Yaza yaza bitiremedim yeni yıl yazılarını biliyorum ama dediğim gibi insan doğası milat-sever olduğundan hoşuma gidiyor bu bahaneyi kendi yolculuğumda mihenk taşı olarak kullanmak.

2010 güzel bir yıldı, onu teşekkürlerle ruhumda alması gereken yere uğurluyorum. Ama itiraf etmem gerekir ki 2011den çok daha güzel bir yıl olmasını bekliyorum. Biliyorum ki bunun olmasına yardım edebilecek olan en büyük etken benim, ve benim iyi şeylere olan inancımın sonsuz güçlü olması.

Bir sürü dileğim var ve hepsini tekrar özetlemek gerekirse, hep sağlık üzerinde, bereket, şans, neşe, coşku ve şükür diliyorum. Özel dileklerim ise bu yıl sayımızın çoğalması. Evet herkesin harika ve sevgi dolu ilişkilere girerek aileyi genişletmesini ve kocaman mutlu bir topluluk olmayı diliyorum.

Şu anda aklıma gelmeyen ama içimin en derininde istediğim tüm gizli dilekler su yüzüne çıksa da çıkmasa da gerçekleşsin diliyorum, mutluluk planım hangi taşları içeriyorsa hepsi birer birer yerine otursun diliyorum. Ve en son da, kendim için dilediğim her şeyi bu satırları okuyan ve okumayan herkes için diliyorum.

Hayatı sevmeyi ve gülümsemeyi hep aklımızda tut 2011, kalbimizde sana çok özel bir yer hazırladık bile!


30 Aralık 2010 Perşembe

Hesap zamanı

Ofiste oturuyorum, bütün Avrupa ülkeleri tatil, dolayısıyla işle ilgili üç beş incik boncuk dışında yapacak pek bişey yok. Ben de sürekli ertelediğim işin başına oturayım dedim mecburen: ki o da bu yılın muhasebesi oluyor. Yanımda 'life handbook'um ve melek kartlarım yok. Onlar olmadan da canım bu işi kalem ve kağıt ile yapmak istemedi, ben de blogda yeni bir kayıt açtım ve yekten buraya yazıyorum. Öncesinde karar vermeden , düşünmeden.(Aslında hesap zamanına eşlik etsin diye bir kadeh şarap koymuştum kendime ama bir hızla yazıp bitirdiğimden -dediğim gibi düşünmeden- kadehe dokunamadım, bu cümleyi de yazı bittikten sonra ekliyorum)

Zaten eminim bu işi 'kitabına göre' yapamayacağım, zira beceremiyorum geçmişe yönelik analitik düşünmeyi. Bu yılın en büyük üç başarısı, alınacak beş ders, geçen yılın planlarından hangileri yapıldı, hangileri yapılamadı, peki neden, bu yılın dilek ve plan listesi nedir gibi konulara hakkıyla cevap veremiyorum.

Dün , ofiste bir bunalmalar toplaşması sonunda, Sertab'ın şarkı sözlerini yazmıştım, yeni yıl dilekleri şeklinde. Yeni bir aşk, yeni bir iş, kendime yeni bir ben lazım diye.
Gerçekten de lazım. Ama durum dramatik değil. Yani kendimi bu yıl, biraz daha büyümüş, olgunlaşmış, hayatı biraz daha anlamış, kendimi anlama yolunda biraz daha ilerlemiş, biraz daha adımlarımı hissederek atmaya başlamış hissediyorum. Yani bu iyi bir şey. Onun dışında da, herkese olabilecek bir takım problemler başım(ız)a geldi evet, ama kötü bir yıl değildi.
2010a girerken bir dilek listesi yapmıştım sanıyorum ama kağıt kalem kullanmıştım ve imkanı yok şimdi o listeyi bulamam.
Neler istediğimi kestirebilirim ama az çok, evet hepsi oldu diyemem ama geçmiş yıla da haksızlık edemem. Kötü değildi 2010.

Yine deeee, 2011den çok daha büyük beklentilerim ve isteklerim var. Hayırlısı ile daha net bir teşekkür listesi yapmak istiyorum gelecek yılın sonunda.

Kafamı meşgul, içimi rahatsız eden her durumdan en hayırlı şekliyle çıkmayı ve daha net sevinçlere kavuşmayı diliyorum.

Zaman denen şey de zamanın dönüm noktaları da kul yapısı biliyorum ama insan doğası işte, ihtiyaç duyuyoruz böyle milat belirlemelere.

Kendim için sağlık, bereket, aşk, hayırlı kapılar ve hayırlı yollar diliyorum, ailem ve tü sevdiklerim için sağlık ve tüm dileklerinin gerçekleşmesini diliyorum. Tüm bunların hep bütünün hayrına olacak şekilde gerçekleşmesini diliyorum. Yukarıda bizim için yapılan büyük planın sağlık, mutluluk ve şükranla kabulünü diliyorum.
Gelecek yılın hesap zamanında bu postu tekrar okuyup bol bol şükretmeyi ve teşekkür etmeyi umuyorum!
Sağlık, sevgi, bereket ve ışık dolu bir yılbaşı ve yeni yıl diliyorum!

29 Aralık 2010 Çarşamba

Dilekler, dilekler, dilekler

Bugün eski bir arkadaşıma hatta çok sevdiğim eski bir arkadaşıma , 2011den ne beklediğini sordum. Bana tek kelimelik bir cevap verdi; hiiiiççç.

Ben de her özel günde , yani dilek dilemem gereken her ortamda şu dileğe ulaşmayı diliyorum: "her şey hep şimdi olduğu gibi kalsın". Ama gel gör ki, durum şu anda böyle değil.

Ben yeni yıldan bir sürü şey diliyorum, bir sürü şey aşağıdaki şekilde özetlenebilir;

Kendime Yeni bir Ben Lazım




Bu sene iyi geçmedi söylemem lazım


Kader beni seçmedi ama görmemem lazım


Belki birden bire yeniden başlamam gerek


Eskiden taptığımı bugün taşlamam gerek




Yeni bir aşk yeni bir iş


Yine gülecek bir neden lazım


Yeni bir haber yeni bir kader


Bunlar için bana şans lazım



Yeni bir duruş yeni dokunuş


Tek tek keşfetmem lazım


Yeni bir hayat gerisi bayat


Kendime yeni bir ben lazım




Günler güzel geçmedi unutmam lazım


Asıp yüzümü kalmışım azcık kırtmam lazım


Hep içime atmışım anlatmam gerek


Hepsini bir kazana atıp toptan kaynatmam gerek
 
Herkes için 'en güzel hayallerinin de ötesinde hediyelere kavuştuğu bir yıl olmasını diliyorum. Ama , bencillik mi dersiniz bilemiyorum en çok kendime diliyorum bunu. Her ne derseniz deyin, ne olur siz de bana bu yukarıdakileri dileyin :)

27 Aralık 2010 Pazartesi

Geçmişimdeki hayalet adamlar

Bir yazı dizisine döndürmeyi planladığım bu tema, şu an itibariyle sadece iki adamı içerecek.
İkisi de on yıl kadar önce tanıştığım,  şu an ise artık hayatımda olmayan adamlar. Yani bir yerde karşılaşsak selamlaşırız, ki bir tanesiyle yılda bir kaç kez karşılaşma durumumuz oluyor, diğerini ise en son dört yıl kadar önce tesadüfen görmüştüm. Zaten benim onlardan bahsetme sebebim, karşılaşmalar ile ilgili değil. Kafamda sürekli bu iki adama ait görüntüler olması. Özellikle bir tanesini anlaşılamayacak kadar sık rüyamda görüyorum, şu arada bir karşılaşma ihtimalimiz olanı, yani rüyamda görmüyorsam bile, sabah, onu rüyamda görmüşüm düşüncesiyle uyanıyorum.

Artık daha net anlatmamın zamanı geldi. İlk adama G diyelim, on yıl önce tanıştık, bana sırasıyla önce itici, sonra korkutucu, sonra çekici geldi. Zamanla yakınlaştık, ben onunla konuşurken hep çekingen olsam ve temkinli bir mesafe aramızda hep dursa da, sık sık ve uzun cümlelerle sohbet eder hale geldik. Sonra, ben, ondan hoşlanmam gerektiğini düşündüm, hatta ve hatta aşık olmam gerektiğini, bunun mevcut şartlarda çok uygun olacağını. Bu kendini zorlamanın sonunda, hislerimi çok iyi hatırlamıyor olsam da, ona aşık olduğumu düşünmeyi başardım. Uzun zaman sonra, bu bilgiyi ona tebliğ eden bir mesaj yazdım, o da bana cevap olarak "duymamış olayım" dedi. Aslında tüm hikaye bu kadar. Ama bende burada bitmedi nedense, sürekli onu düşünmeye devam ettim. Hala da düşünürüm. Sanırım bazı dönemlerde düşünmelerim ve rüyalarımda görmelerim (ya da gördüğümü sanmalarım) yoğunlaşıyor.

Sebep konusunda en ufak bir fikrim yok, bu adama karşı şu anda içimde bir duygu zerresi yok (sanırım), zaten hiç olmuş muydu konusunun net bir cevabı yok ve onun kendi hayatını kurduğuna ve devam ettiğine uzaktan şahidim. Ama onu uzaktan görünce, yüzümde bir gülümseme oluştu bir kaç gün önce, ve şaşırdım buna. Sanırım rüyalardan kalma bir aşinalık var üzerimde. O gülümsemeyi de kendimi zorlayarak çıkarmadım ya!

Bundan sebep, bu adamın hayatımda bir önemi var mıdır diye merak ediyorum. Ya da olmuş mudur.

Bugün öğle tatilinde yürürken, G ve diğer adamla (ona da artık Ş diyelim) ilgili yazmak istediğimi düşünüyordum. Sonra ofise döndüm ve mail kutumda bir kelime yazarak arama yaptırdım, kelime 'gerçekleşiyor'du ve ben konuyla alakasız bir mail arıyordum.Karşıma Ş'ye yazdığım ve Ocak 2003te kendime forward ettiğim bir mailler grubu çıktı. Otuz mail kadar. Ve bir kaç tane okumaya dayanabildim ancak. Çünkü Ş ve bana hatırlattıkları, bir önceki adamla olan hikayeden baya farklı. Hep yüzümü buruşturarak ve hatta (kendime ve kendi yaptıklarıma) tiksinti içinde hatırlıyorum o ve onunla ilgili şeyleri. Detay anlatmak istemem ama ona da aşık olduğumu düşündüm (hem de böylesinin hiç uygun olmadığını düşünmemle eş zamanlı olarak) ve saçma sapan bir dolu şey yaptım bu sanal aşk uğruna. Hepsini pişmanlıkla hatırlarım, bu yaptığımın doğru olmadığını bilsem de. G ile dolu rüyalarımın aksine, Ş'yi hiç rüyamda görmem, normalde hiç düşünmem, ama bir şekilde hatırladığımda duygularım çok daha keskindir onunla ilgili, bir anda hiçlikten çıkan bir el, bana zorla zehir koklatmış gibi olurum.

Bu iki adamı hep yan yana ve hatta alt alta hatırlıyor olmamın ve geçmişimdeki adamlar başlığının altında ikisini yan yana getirmemin bir çok sebebi var. Zamanlar çakışıyor, onlar tanışıyor ve saire...

Şimdi, bu uzun girişten sonra, meselenin özüne doğru hızlıca yol almam gerektiğini hissediyorum. Ben bu iki adamı da artık hiç anımsamamak, rüyalarımda görmemek ve olur da bir şekilde aklıma gelir veya getirilirlerse, o anlara hiç bir keskin hissin eşlik etmemesini istiyorum.

Bu yazıyı yazma sebebim bu noktaya nasıl varabileceğim konusunda çözüm aramaktır. Malum bazen yazarken aydınlanıyoruz. Onları sevgi ve huzurla serbest bırakmak istiyorum ki, özgür olabileyim. Ne olur olabileyim!

25 Aralık 2010 Cumartesi

Bayram sabahı kafası

Yılın en sevdiğim günlerinden biri başladı. Ayine gitmek üzere hazırlanmaya başlamadan önce evde keyif yapıyorum. Yanımda sıcak çay var, kucağımda tost ve netbookum yanyana. Çok hijyenik olmasa da çok mutlu bir yerleşim.

Yazmak üzere blogu açtığımda aslında iki şeyden birinden bahsetmek istiyordum ; "rüyalarımda beni rahat bırakmayan geçmiş adamları"ndan veya "bu yılın muhasebesi"nden.

Ama iki konu da bu sabahın hafifliği ve güzelliğine aykırı gibi geldi, erteledim yazmayı. Çocukluğumdaki Noel sabahlarını çok iyi hatırlamıyorum ama kafamda 'soğuk havada sıcacık bir gün' imgesi oluşturduğuna göre Noel, mutlu hatıralar olmalı hepsi de.

Az önce sevdiğim bir blogu okurken tek gerçeğimizin sevgi olduğuna ve herkese sevgiyi vererek her sıkıntıdan kurtulabileceğimize aydım. Evet, bundan sonra, beni rahatsız eden her hisse, duruma, düşünceye, onlarla kavga etmek yerine, 'seni seviyorum, benim bir parçamsın, ama istemiyorum, git lütfen' demeyi deneyeceğim. Bakalım işe yarar mı.

Bu yılın muhasebesinin bir kısmını yazmış olacağım ama, yukarıda özetlenen cümlenin bir algı olarak içime yerleşmesi de (yani olan her şeye içimizdeki tanıdığımız veya tanımadığımız bir şeyin sebep veya tetikleyici olduğu düşüncesi) bu yılın bana bir hediyesidir. İnandığım masallar yerine tüm bu gerçek algılamaların kalıcı olmasını diliyorum.

Merry Christmas!

24 Aralık 2010 Cuma

Geçmiş zaman olur ki

Son zamanlarda çok sık tekrarlanan bir şey var : Sevdiğim blogları okuyorum, yazan kişinin yaşını merak ediyorum sonra, diyelim ki benden 8-9 yaş küçük bir kız. Hemen kendimin o yıllardaki halini düşünmeye başlıyorum. Zor geliyor hatırlamak. Geçmiş yıllarımla ilgili çok belirgin bir hafızam yok gibi görünüyor. Ama biraz deşince hemen hatırlıyorum, o yıllarda neler düşündüğümü, neler hissettiğimi, nelerin peşinde olduğumu. 30u geçince söylemeye başladım, ben geç büyüdüm diye. 10lu yaşlarda yaşanması gerekenler 20li yaşlara kalınca, hiç düşünmeden tepkisel olarak hareket etmek ve sonuçlarına katlanmak kaçınılmaz oluyor. Dolayısıyla şimdi benim özenerek okuduğum 20li yaşlarında 'olanlar' kadarken ben, hayatın tuttuğum kısmına asılıp koparma peşindeydim. Enteresan arzular, enteresan hayallerle, gerçekten ne istediğini bilmeden dilek dileyen, zamana geç kalmış bir çocuktum.

Neden hafızamı zorlayarak bunları deşip çıkarmaya çalışıyorum ? Bunun bana ne yararı var ? Her detayı , veya şu anda yapmış olmaktan pişmanlık duyduğum şeylerle doldurduğum yılları bir bir hatırlamadan da geçmişimi affedip özgür bırakamaz mıyım ?  

Zaman geçiyor ve geçmeye devam edecek. Yukarıdaki iki paragrafı düşünüp yazdığım an bile şu an geçmişin bir parçası artık. Benim yakın geçmişim uzak geçmişimden daha yakın bana. Eski ben, ben değilmişim gibi geliyor. Acaba 'zamanı boşa geçirdim' pişmanlığı ile ziyan ettiğim yıllarımdan kendimle tanışık olanları geri almak ister miyim ?

Sil Baştan Başlamak Gerek Bazen



Hayatı Sıfırlamak


Sil Baştan Sevmek Gerek Bazen


Herşeyi Unutmak


Sanki Bugün Son Günmüş Gibi


Dolu Dolu Yaşamak İstiyorum Ben


Her Ne Çıkarsa Yoluma


Selam Verip Yürümek İstiyorum Ben

16 Aralık 2010 Perşembe

Geç oldu temiz oldu/ Geçmişimin karması

Tarkan yarması Madonna'lığa soyunmuş sanırım. Yeni günlük rutinim içerisinde sabahları 45 dakika yürümek var. Malum easytone alındı, yararı test edilmeli. O sebeple bu sabah daha önceden 'yürüyüş' adı altında derleyip topladığım şarkı listesiyle yakinen tanışma şansım oldu. Tam yukarıdaki 2 dizede önce yanlış duyuyorum sandım. Ama saolsun çok tekrar var, bir kaç zaman sonra emin oldum 'geçmişimin karması' diyordu abi. Madonna 'om shanti' diye şarkı yaptıktan sonra oldu ne olduysa. Popun starları yüz buldu, modern çağın kişisel gelişim felsefelerinin bir ucundan tutmaya.

Biraz araştırdım, bu şarkının sözlerini Sezen Aksu yazmış, eh normaldir o halde.

Sözlerin tamamını okumak çok faideli olacaktır kanımca.

İşte aşağıda borç yasası/eylem konusunda günümüz yorumlarının en kıpır kıpırı;


Bu yeni ben de kim



Aynada bakıştığım?


Bu yeni ben, ben miyim


Kendimle tanıştığım?


Dünümle bugünüm


Can ciğer kuzu sarması


Geç oldu temiz oldu


Geçmişimin karması




Yıkadı günahlarımdan


Beni masumiyeti


Cennetten gelen


Bir melekti sanki





Her şeyim tastamam


Yapmaya çalıştığım


Yazlığım kışlığım


Bir de yanına yakıştığım





Dünümle bugünüm


Can ciğer kuzu sarması


Geç oldu temiz oldu


Geçmişimin karması




Yıkadı günahlarımdan


Beni masumiyeti


Cennetten gelen


Bir melekti sanki





Ben o şelale saçlara


O ay, o hilal kaşlara


O süzme bal dudaklara


Öp öp öp öp doyamadım





Sütten ak o gerdana


Bir çıkar ki meydana


Gel de uyma şeytana


Bak bak bak bak duramadım

Neyse , en mühimi geçmişin karması geç olsun da güç olmasın konusudur malum.

6 Aralık 2010 Pazartesi

Kendi eserim dağ gibi engeller

Ne zaman umut dolu bir şeyler okusam, düşünsem, duysam, he 'too good to be true' diye düşünürüm. En basit şeyler için bile. Neden ? 'Benim başıma iyi şeyler gelmez' fikrini kim derimin içinde bu kadar derine kazıdı ? Nasıl söker atarım onu ? Bir yerlerde bu soruların cevaplarının olduğuna ve o cevapların bir gün bana ulaşacağına inanmak istiyorum. Çok nu imkansız bir istek bu ?

4 Aralık 2010 Cumartesi

Gerçek cevap

Bazen cevap "hayır istemiyorum çünkü ben başka bir şeyi hak ediyorum ve idareten , gönülden kabul etmediğim bir şeye razı olmak istemiyorum olmalı. İnsanın bu cümleyi kuracak cesareti olmalı. Evet olmalı!


1 Aralık 2010 Çarşamba

1 Aralık tarihli bir postum olsun istiyorum

Yarın 34. doğum günüm. Bugün aralık ayı başladı ve bu ay kutlama demek, hem de her biri içimi ısıtan bir çok kutlama.

Doğum günü dileğime karar verdim ve kendisini şu şekilde özetleyebilirim ;kendimi ve geçmişimi tamamen affetmek, korkularımdan arınmak, mutlu olmak için (kendi koyduğum) engellerimi kaldırmak, mutluluğa içimi açmak, istediğim şeylerin olacağına güvenmek ve güvenle, mutlulukla inançla beklemek. Beklerken de zamanı sağlıklı, doyumlu ve güzel geçirmek.


Bu isteğin siparişini verip manen ödemesini yaparak, bana teslim edileceği günü beklemek istiyorum sadece.

Amin!