Defne adlı mucizevi yazar ve 'yogasyolog' son yazı dizisinde 'bağımdaşlığı' inceliyor. İngilizcesi co-dependency ve kısaca hastalıklı sevgi ve aşırı derecede pasif veya ilgili davranarak ilişkilerimizi ve hayat kalitemizi mahfetmek anlamına geliyor (bence tabii).
Tüm yazı dizisini okumanızı öneririm, Defne'den daha önce defalarca bahsetmişimdir, ama ne kadar bahsetsem az!
Yazının benim için özellikle can alıcı olan şu kısmını buraya da aktarmak isterim;
"...Bağımdaşlıktan bağımsızlaşmanın nasıl olacağını sormuştunuz.
İşe cevabı:
Haddini bilerek ve bildirerek.
***
Haddini bilmek ve bildirmek derken sınır çizmekten söz ediyorum. Hat, hudut, sınır. İngilizcedeki boundary. Kişisel hudutları belirlemek. Çüş artık, gel de tepeme çık istersen, diyebilmek. Haddini bildirmek işte.
Haddini bilmeyene haddini bildirmek için ancak önce kendi haddimizi bilmemiz gerekiyor.
Yani kendi sınırlarımızı çizmemiz.
Kendi haddimizi bilmemiz:
Hayır demek istediğimiz durumlara evet cevabını vermememiz demek oluyor.
Bizi kıran, saygısızlık eden davranışlara bir dur dememiz,
Karşımızdaki duymaya hazır olsun olmasın kendimizi nasıl hissettiğimizi ifade edebilmemiz,
Eşlere eşit hak ve özgürlüklerin tanınmadığı ilişkileri bitirebilmemiz,
Bize borcu olan insanlara borçlarını hatırlatabilmemiz,
Bizi delirten bir insanı terk edebilmemiz,
Haksızlığa göz yummak yerine mahkemeye gidebilmemiz,
Etrafımızdakiler karşı çıksa bile yeni başlamak istediğimiz bir şeye başlayabilmememiz,
Demek oluyor.
***
Kişisel hudutlarımızı çizebilsek de bunu karşımızdaki insana kabul ettirmemiz kolay olmayabilir. Bağımdaşlık dozumuza bağlı olarak bu süreç acının çeşitli tonlarına bürünebilir..."
Bundan sonra sınırlarım çok net, bugüne kadar beni paspas olarak kullanmasına izin verdiğim herkese kocaman bir elveda, size ihtiyacım kalmadı artık, çekilebilirsiniz...
3 yorum:
Teşhis tedavinin yarısı demek Muhterem, öperim:)
Diğer yarısını da selametle atlatalım da canımın içi, ferah günler bizi bekler :)
Bu postta söz ettiğim bağımdaşlık meselesiyle ilgili Defne'nin yazılarını tekrar en baştan okudum ve örnekler çoğaldı zihnimde.
Yıllar yıllar önce hayatıma bir adam girmişti. Bu sefer ben soktum demiyorum, çünkü çok uğraşarak, saatlerce dil dökerek, genç bir kadını 'kandırmak' için ne türlü şımartma eylemi yapmak gerekiyorsa hepsini yaparak...
Normalde hiç hayatıma sokacağım türden biri değildi, beğendiğim hiç bir tarafı yoktu. Narsistlerin kralıydı, çok zengindi, alenen ünlü ve sosyetik, bir de babam yaşındaydı. (Did I ever tell you I had father issues ?)
Bana değer veriyormuş süsü altında, zerre değer vermezdi. Kendinden başka kimseye değer vermezdi. Kadınlarla ve hayatla ciddi bir problemi vardı. Annesi dışında tüm kadınları, o alerjik olduğum kelime ile tanımlardı. Sabah erkenden kalkıp işe gideceğimi bilmesine rağmen, gece yarısı ile sabaha karşı arasında ısrarla defalarca arar, telefonu açtırdıktan sonra da saatlerce konuşmak isterdi. Konuşmak derken mantıklı bir sohbet kastettiğim sanılmasın. Bana bazı cümleleri arka arkaya söyletirdi. Ona ne kadar aşık olduğumu, nasıl harika bir adam olduğunu defalarca duymak isterdi ağzımdan. Evet cebren ve hileyle girmiş olsa da, adam hayatıma girmişti. Ben izin vermiştim ki girmişti. Ayıp olmasın diye'den hayır diyemedim'e uzanan uzun bir bahane yelpazem var bu konuyla ilgili ama neticede manzara patetik te olsa, benim hayat alanımda yaşanıyordu.
Defne üstüne basarak diyor ki, narsisizm davranış bozukluğundan muzdarip kişiler ile bağımdaşlık davranış bozukluğundan muzdarip kişiler birbirine mıknatıs gibi çekiliyorlar.
Sadece bir örnekten yola çıkarak bağımdaş teşhisi koyduğum sanılmasın kendime. Bu örneklerden hayatımda binlerce var (tamam yukarıda anlattığım adam kadar manyağından bir tane var.) bu yüzden bağımdaşlık çok net bir teşhis. Elbette başka bir çok araz vardır bünyede ama, bunu tespit ettik, bari üzerine gidelim de tedavi edelim...
Yorum Gönder