Kordidorda tek duyulan yankılanan topuk sesleriydi. Kendi topuk sesleri kulaklarını tırmalıyordu. Duymamak için gözlerini kapattı, çocukluktan beri böyle saçma bir refleksi vardı. Duymak istemediği seslere karşı koymak için gözlerini kapatırdı. Sesler kesilmedi ama dayanılabilir bir hal aldı. Elindeki kağıdı göğsüne bastırdı, gözleri hala sımsıkı kapalıyken. Kağıdın üzerinde yazılı olanlar buharlaşana kadar sıkmak istedi göğsünde.
Sevinsin mi üzülsün mü karar verene kadar zaman dursun istedi bir de. Kağıtta sonuçlar vardı. Neyin sonucuydu bu ? Hayatı hesapsızca yaşamanın mı yoksa ince hesaplar yapmış olmanın mı ? Şimdi ne olacaktı ? İşaretlerin yönü bu kez nereyi gösteriyordu ? Önünde açılan koyu karanlık dehlizlerden kurtulmak istercesine gözlerini açtı.
Derin bir nefes aldı. Karnına kadar doldurmaya çalıştı nefesi. En çok karnından hissetmeye ihtiyacı vardı olanı biteni. Zihnin mantığıyla değerlendirilemeyecek kadar sıradışıydı olanlar. Tüm hikayeyi baştan gözden geçirmeli ve hatırladıklarının yaratacağı hisler ışığında yönünü belirlemeliydi.
İlaç kokulu koridoru bitirip çıkış kapısına ilerledi. Geniş bir bahçeye açılıyordu kapı. Serin gölgeleriyle yaşlı ağaçların altında bir kaç masadan ibaret bir kafeterya vardı dışarıda. Bir an orda oturmayı düşündüyse de vazgeçti. Burdan uzaklaşmadıkça, hep sonuç ile meşgul olacaktı kafası.
Bahçeden çıktı, sokağın karşısına geçti. Mavi-beyaz kareli örtüleri ve tahta sandalyeleri ile küçük ama şirin bir mekana takıldı gözleri. Salaş bir balıkçıydı. Henüz açılmıştı ve günün bu saatinde hiç müşterisi yoktu. İhtiyaç duyduğu sukuneti bu mekanın tenhalığında bulabileceğini düşündüğü. Ve daha çok ihtiyaç duyduğu zihin berraklığını da bir kadeh rakıda...

0 yorum:
Yorum Gönder