Blog Listem

20 Kasım 2011 Pazar

İnsan, bağışlamak ve pazar notları

Dün bir arkadaşımla, o orucunu bozarken sohbet ediyorduk. Bana insan kelimesinin unutan anlamına geldiğini söyledi. İnsan mayasına en çok unutma tozu katılmış ve en çok bu özellik verilmiş ki, yaşadığı tüm acılara rağmen hayata devam edebilsin. 

Unutmanın tek başına şifa olduğunu düşünmüyorum ben oysa. Bağışlamadan unutmak kalbe yara.

Bugün Haşmet Babaoğlu'nun notlarında aşağıdaki cümleleri okudum;

Kimse kimseyi bağışlamıyor. Bütün yaptığımız unutmak! Daha önce de yazmıştım galiba... Bağışlamak için sevmemiz gerekir. Ya kendimizi ya da bizi üzeni ama aslında ikisini birden sevmemiz gerekir. Bağış sevgidir! 

Cuma günü yazdığım yazıyı tekrar okuduğumda düşmanca bir ton sezdim. Bu mu benim nötr halim ? Değil tabii, ben sevmediğim birini bağışlamaya çalışıp, varmak istemediğim bir yere çıkmışım sonunda. Beni üzdüğü için bağışlamaya bile çalışmamışım belki de onu, içimde öldürmeye çalışmışım. 

Bu yüzden, muhtemelen yazıyı okuduğu için, cuma akşamı beni aradığında telefonu açmadım. Belki korktum , belki konuşmak istemedim. Hepsi aynı kapıya çıkıyor. Neticede sevmemek tüm bu hislere sebep. 

Bu vesileyle aşk ile sevginin ne kadar net bir ayrımı olduğunu tekrar anladım. Sevgiye dönüşme fırsatı olamayan aşk, sevmemeye dönüştüğünde işiniz çok zor. Unutuyorsunuz evet, çok net bu. Ama unuttuğunuzu fark ettiğinizde, benim gibi bayram yapmaya kalkıp ta olayı eşelerseniz, affetmeden unutmanın ne boş bir iş olduğunu anlıyorsunuz. 

Aslında en baştan beri biliyordum zamana bırakmanın çözüm olmadığını. Affetmek için bir şeyler yapmam gerektiğini. Ama üzerinde çalışmaktan hep kaçtım nedense. Benim genelde affetmekten anladığım şu yumuşatıcı düşünce ; 'aman ne yapsın, o an elinden gelenin en iyisi oymuş, onu yapmış, derdi beni üzmek değildi ki, hem ne çıkarı var beni üzmekten'. Oysa affetmenin bu olmadığını çok iyi biliyorum. Annemi ve babamı affetmeye çalıştığımda da varabildiğim en uzak nokta burası malesef. Onların o an ve o şartlar için ellerinden gelenin en iyisi olduğunu düşündükleri şeyi yaptıklarına ikna olmak. 

Yani, "...gerçek affediş kendinin ve başkalarının hatalı davranışlarına mazeret bulan kibar, gözü yaşlı anlayış içinde tevazuyla bir başı öne eğme değildir. Herkesin yanlış yapsa da elinden geldiğinin en iyisini yaptığını savunan yüce bir anlayış da değildir. Affettim demekle de affetmek gerçekleşmiyor."*

Peki nasıl oluyor gerçekten affetmek ? Bu konuyla ilgili tüm yazılanları okumuş olmama rağmen, hala ruhuma işletebilmiş değilim. Çok sevdiğim bir yazar, tecavüzcüsünü nasıl affettiğini de anlattığı kitabında, affetmek konusunda şöyle ipuçları veriyor.

"Birisi sana zarar vermişse, onu affetmekte zorlanıyorsan şöyle düşün:

Ancak gerçek gücü olmayan kişiler başkalarına zarar verebilir.

Nefret dolu, kızgın, suçlayıcı kişi kendi cehennemini de yaratmıştır. Başkalarına zarar veren kişi asla güçlü olamaz. O bir zavallıdır. Ona ancak merhamet duyabilirsin. Onu zihninin gözünde küçücük, mini minnacık zavallı trajik bir figür olarak gör. Onun uğruna ziyan ettiğin enerjini kendini iyileştirmek için kullan. Bu, her zaman kolay bir yolculuk olmuyor ama ödülü büyük bir yolculuk.

Ben tecavüzcüme olan öfkemi böyle yendim.(yazar 20 yaşındayken San Francisco'da bıçaklı bir saldırganın tecavüzüne uğramış) Yaşam enerjimi ona öfke duymaya harcayamazdım. Bu öfke beni tüketiyordu. O zavallı yaratık buna değmezdi. Bıçağın öldürücü gücüne sığınan bir zavallı. Ama ben gücümü yeniden kazanmaya, hayatımı zengin kılmaya değerdim."

Bugüne kadar affetmem gereken çok insan olmadığı için şanslıyım belki ve anladığım kadarıyla bu hala üzerinde çalışmam gereken bir konu.

*Nil Gün, Duyguların Simyası-İçimizdeki Şaman

Not:Ben bağışlamak ve affetmek kelimelerini eş anlamlı olarak kullanıyorum, ama belki anlamları birebir değildir. Türkçede kullanılan kelimeler konusunda, cuma akşamı öğrendiğim bir şey beni daha dikkatli davranmaya sürükledi. Benim 'islam dini mensubu olmayan' anlamına geldiğini düşündüğüm ve bu yüzden sürekli kullandığım gayrimüslüm lafı, aslında 'Allah'a teslim olmamış' yani güncel tabiriyle ateist anlamına geliyormuş. Bu notu koymamın sebebi budur.

6 yorum:

Fortunata dedi ki...

iNSANIN KENDİSİ SOBELEMESİ NEFİS BİR DUYGU MUHTEREM, TEBRİK EDER, GÖZLERİNDEN ÖPERİM.

Bal Sultan dedi ki...

Ne olur benim kendimi sobelemeye cesaret edemediğim zamanlarda da sen beni sobele muhterem, biliyorsun, that's what friends are for :)

Enis Diker dedi ki...

Affetmek üzerinden değil de, benzer bir konuyu, hoşgörüyü kurcalamıştım bir zamanlar. Olayla, kişiyi ayırmak olarak özetleyebileceğim bir şeyler çıkmıştı. Bunu kafiyeli olsun, şık dursun diye "fail ile fiili ayırmak" diye toparlamıştım:)) Bir eski hikaye vardı o aklıma geldi, belki biliyorsunuzdur,kısaca şöyle bir şeydi " Adamın birisi bir ağacın altında uyurken ağzından yılan girmiş. Ordan geçen bir atlıda bunu görmüş. Adamı uyandırsa durumu anlatsa adam iyice paniğe kapılacak. Adamı kırbacıyla uyandırmış, önüne yanındaki ekşi elmaları atımış "Ye bunları" diye emretmiş. Neye uğradığına şaşırmış, uykuseresmi adam korkup ekşi elmaların hepsini yemiş. Bu sefer atlı kamçısıyla adamı kaldırıp nehre doğru sürmüş ve zorla su içirmiş. Adam "Sen ne zalim adamsın, benden ne istiyorsun, ben sana ne kötülük ettim" diyip duruyormuş. Su içmesi biten adam ayağa kalkınca atlı, sefer kırbacıyla adamı koşturmaya başlamış. En nihayetinde midesi ekşi elmalarla ve suyla dolu adamın takatı kalmamış olduğu yere çökmüş, kusmaya başlamış. Kusmasıyla da yılanı da çıkarmış ve rahatlamış. Atlının kendisini niye kovaladığını da o zaman anlamış"

Her olanda bir hikmet vardır, onu aramak lazım diye yorumlanabilir ya da ilahi bir güç/enerji her şeyi düzenlyor gibi okunabilirse de, benim şu şekilde okumak daha çok hoşuma gidiyor: Başımıza gelen kötü olaylar öyle çok içimizi karartıyor nihayetinde kalkıp bir kapı/pencere aramaya bizi itiyor. İyi bir şeyler görmeye, iyiye yormaya bizi motive ediyor. İnsanlığımızı dürtüyor, hayata bakışımızı elden geçirmemize sebeb oluyor. Yolda omuzumuza her çarpan da bir hikmet aramaktan kolay bu, ya da kendi adıma söylemek gerekirse- tembel işi diyelim:))

Bu konunun çağdaş yorum ise Gadamer'de var. "Hakikat ve Method" isminde yorumbilgisi üzerine yazılmış demirleblebi bir kitabı var. Meslekten filozof bir dost önermişti. Gadamer'in söylediği bir çok şeyden aklımda kalan şu: Zamanının sonundan bakmadığımız için hiç bir zaman bir olayın hakikatini, nereye gidebileceğini bilemeyiz. Bu yüzden bir konuda "budur" diye yaptığımız her şey, işin hakikatini bulduğumuzu zannettiğimiz her şey aslında bizim geçmişimiz üzerinden bir yorumdur. Neticede bir olayı yorumlarken bildiklerimiz, ön yargılarımız üzerinden yorumluyoruz. Bu yüzden bir başkasının bakışyla baktığımızda/bakabildiğimizde ufukumuz genişliyor, ezberimiz elden geçiyor daha geniş bir ufka sahip oluyoruz. Gadamerin deyimiyle "ufukları kaynaştırıyoruz". Burdan tevazuya, hoşgörüye vs. bir çok şeye geçiyor. Boş vaktiniz olursa kitabı öneririm. Lafı uzattım, başınızı ağırtmamışımdır umarım. (Fortunata'ya not: Hocam Hayko yazınız üzerine gönlü güzel insan kimdir? diye akşamdan beri düşünüyorum, bir netice çıkarsa yazacam, zor ödevler veriyorsunuz vesselam :)) )

Selamlar sevgiler

Bal Sultan dedi ki...

Enis, başımı ağrıtmak şöyle dursun ufkumu geliştiren bir yorum olmuş. Hikayeyi de bilmiyordum ama güzelmiş. Benzer olarak şu hikaye geldi aklıma ki sanırım bizi konudan biraz daha uzaklaştıracaktır :)
küçük bir kuş soğuk bir kış gününde yiyecek bulabilmek için geziniyormuş..
hava o kadar soğukmuş ki minik kuş daha fazla dayanamayıp karın üstüne düşmüş..
kuş çarasiz,soğuktan kanatları buz tutmuş..minik kuş çarasizce ölümü beklerken ordan geçen bir inek kuşun üstüne sıçmış,
kuş öyle sinirlenmiş ki kanatları donmamış olsa kalkıp ineği dövecek..ama bide bakmış ki bokun sıcaklığı ile kanatları açılmış ve küçük kuş yaşama dönmüş..öyle bi sevinçle oturuyomuş ki ordan geçen bir
kedi sesini duyup gelmiş ve boku eşeleyip kuşu çıkarmış.kuş buna çok sevinmiş ve tam kediye teşekkür edecekken kedi onu bir haraketle yemiş..
DEMEK Kİ NEYMİŞ ?? :
1-HER ÜSTÜNE SIÇANI DÜŞMANIN SANMA
2-SENİ HER BOKTAN ÇIKARANI DOSTUN SANMA
3. VE EN ÖNEMLİSİ BOKUN İÇİNDE DE OLSAN MUTLUYSAN SESİNİ ÇIKARTMA..
Gördüğün gibi Gadamer'e daha çok yolum var :)
Parantez içi gönlü güzel meselesini sabah muhabbetlerimiz esnasında Fortunata ile ele alır, sonucu da bildiririz :)
Sevgiler çok pek çok...

Enis Diker dedi ki...

Estğ. Kitap okumayı seven birisisin gördüğüm kadarıyla, rahat okursunuz. Güzel hikaye imiş. Bu hikayedeki kuş kargamıymış acaba? Hep onların sabah kahvaltıları ilgili rivayetler dolaşır ya insanın aklına ordan geliyor:)) insanın aklının bir köşesinin sizin yaptığım gibi kendini hep daha iyiye, daha güzele yöneltmek için meşgul olması ayrı bir erdem. Anne babanizi iyi bir evlat yetiştirdikler için kutlamak lazım diye bu yorumu da bir parantez cümlesi ile bitirelim.

Bal Sultan dedi ki...

Oooo duyabileceğim en güzel iltifat zira kendi kendimi biraz da ben yetiştirdim, ama kendilerine de ileticiim efenim :)