Ne yavaş gün pazar , düşünceler yavaş hareketler yavaş. Hızlı pazarlar da güzel tabii ama, sanırım yavaş olanlar tercihim. İçinde bir parça hüzün zerk edilmiş gibi geçer benim için pazarlar genelde. Ama katlanılabilir bir hüzün. Hep pazarın içinde bir şey eksik gibi hissederim. Ne yapsam bir şey eksik. Belki de pazarın kendisi eksik.
Geçmiş zamanlarıma haksızlık etmek istemem ama, tek bir istisnasını hatırlıyorum böyle pazarların. Çok güneşli, çok aşklı bir pazar vardı geçenlerin arasında.
Dün sabah mutsuz uyandım. Mutlu sabahlarımın kıymetini bileyim diye belki de, yoğurdun üzerinde bir damla reçel gibi, bir leke gibi. Bir kaç gündür uykularım kötü, aralıklı, kısa, tedirgin. Çok heyecanlı günlerdir oysa doğum günüme geri sayım yaptığım günler. Artık ayın açısı mı kötü denk geldi , ne oldu bilemiyorum bu sene.
Bir de üstüne 'Bir gün' adlı saçma sapan filmi izledim. Sonra ağladım, ama sanki kendimi biraz zorlayarak. Manasız evet. En son ne zaman ağladığımı hatırlamaya çalıştım ve mutlu oldum hemen arkasından. Okuduğum bir kitabın sonlarına doğru bir yerde ağladığımı hatırladım, ki bu en az iki ay önceydi. Ne mutlu bir zaman aralığı. Ağlama sıklığı artıyorsa problem var demektir demişti eskiden gittiğim bir psikiyatrist. Belki de öyle değildir kim bilir, dışarı dökemiyorumdur sadece.
Dün akşam K. dedi ki, şimdi arasa koşa koşa gidersin ona. Ben hiç emin değilim oysa. Sanırım pazar, haftanın günleri arasında bana aşkı en çok çağrıştıranı, eksikliğini en çok hissettireni.
Yavaş ama mutlu bir pazar olsun bugün. Beklenmedik aşk işaretleri olsun içinde, kahve olsun, kırmızı şarap, gülümseme, güzel müzikler ve derin nefesler olsun. Bugün yavaş ama keyifli bir pazar olsun!

0 yorum:
Yorum Gönder