Blog Listem

29 Aralık 2011 Perşembe

Üst üste gelen küçük şeyler...

Artık günde kaç kez ve ne kadar olmadık yerlerde gözüm doluyor sayamıyorum. Metrobüste, ofiste, öğle yemeğinde, yolda yürürken... Utanmam azaldı sanırım, endişelenmiyorum insanlar gözlerimden akan yaşları fark edecek diye. Sebep küçük şeyler. Üst üste eklenen ve içimi yakan şeyler. En çok ta kırılmışlık. Bana karşı yapılmış bir şey olmasa bile üzerime mi alınıyorum bilemiyorum.

Bu konuyu şöyle çözemez miyiz ? Bir kere kana kana ve bağıra bağıra ağlasam ve bitse bu mesele ? Bir daha bir daha uğraşmasam küçük kırgınlıklar ve küçük yaşlarla...

Böyle hissetmeme sebep olan kaç kişi var ? Eskiden arkadaşım olan biri, eskiden sevgilim olan birileri, bir arkadaşım, ofisteki herkes, annem... Hayatımdan çıkarıp çözebileceğim gibi değil yani...

Genelde mutlu bir insanım, dışarıdan bakan görmez içimde sık sık ağlayan çocuğu. Ve hayatımın ta içine girmiş olanlar bile çoğu kez dışarıdan bakar bana. Ne yazık mı diyeyim, ne mutlu mu, bilemedim...

28 Aralık 2011 Çarşamba

Nokta

Nokta özürlüyüm. Hiç bir şeye tam ve kesin bir nokta koymayı beceremiyorum. Noktayı öyle çok vurguluyorum ki, uzayıp virgüle dönüşüyor. Bu sabah gelirken, bunun benimsemekle ilgisi olduğunu düşündüm. Benimsemek ki, en yakın olduğum, bana en sıcak gelen his. Çok fazla benimsiyorum hayatıma girenleri, ve çabucak. Sonra onları uzay çöplüğüne atmak, kendimden bir parçayı yok etmek gibi geliyor bana. Belki bu yüzden yapamıyorum. Herkes zamanı gelince, kendini otomatik olarak yok ediyor.

18 Aralık 2011 Pazar

Dusunmeden ...

Sabah mizmizlikla hosnutluk arasinda uyanmistim. Cok dusunmeden yuruyuse cikmaya karar verdim. Dun yagmis olan yagmurun kokusu cimlerde nefis olur diye dusunerek. Cantama bir kitap, bir defter ve bir kalemle uc bes kurus para koydum, geri kalanlar zaten hep telefonda.

Allahtan oyle yapmisim. Simdi tamamen mutluluga kestim... Bir saatten uzun zaman dalgalarin rengini ve seklini izleyip, martilarin cigliklarini dinleyerek yurudukten sonra, sahilde bir kafeye oturdum. Bir tost ve cay istedim. İlk cayi tostla birlikte yuvarlayip karnimi doyurduktan sonra, simdi ikinci cayi icerken yaziyorum.

Kafede cok az insan var ve herkes cok sessizce sohbet ediyor, radyoda belli belirsiz bir muzik caliyor. Ya yagmurlu havadan ya da sabahin erken saati olmasindan bu sukunet.

Bir insan daha fazla ne ister diye dusunuyorum. Ben daha fazla ne usterim? Hayatimda ne oluyor olursa olsun, ben zaten kendi basima mutlu bir ortama cekilip yazmak okumak cay, kahve, sarap icmekten almiyor muyum en buyuk zevki ?

Kafe degisebilir, ulke degisebilir, defter, kitap , hava degisebilir ama o his degismiyor. Kendini evinde hissetme hissi. Ben su an o hissin icindeyim. Ve ne kadar az sey gerekti bunun icin. Bunu unutmayayim diye boyle uzun bir not dustum, bir okuyana da biraz keyif verirse o da bonus olur artik...

16 Aralık 2011 Cuma

Erken muhasebe

Bu postu yazamayı planladığımda ruh halim başkaydı. Şu anda bambaşka. Esen rüzgarla yön değiştiren ruh halimi bazen seviyorum, bazen sevmiyorum. Gidiş yönüne bağlı. Mutluya doğru aniden ve sebepsiz dönen tüm 'mood'lar sevgiyle kabulüm, ancak tersi olunca huysuzlanıyorum. Hala anlatamadım kendime, mutluluğun da acının da aynı kaynaktan geldiğini. Neyse, konumuz bu değil şu anda.

Geçtiğimiz yılın muhasebesini yapmaktı amacım. Özellikle bir önceki yazıda, öyle ağlak bir anı tespit etmiştim ki, blogumu açıp onu görmekten çok sıkıldım, ve yılın sonuna yaklaşırken, bu yıl için temsil yeteneğinin yüksek olmadığına karar verdim.

Çok mutlu bir yıl geçirdiğimi görüyorum dönüp hafif arkama baktığımda. (Aslında bu muhasebeleri 6 aylık ve belki de 3 aylık yapmak lazım, zira ben unutuyorum yılın başını, sonuna geldiğimizde.) Çok net hatırladığım ilk şey, enerji çalışmaları. Bir çok şey yaptım kendimi daha iyi hissetmek adına (ve çok net bir dille uyarılana kadar bana sürekli 'sen zaten hep mutsuz bir çocuktun' nakaratını tekrarlayan annemi haksız çıkarmak adına) ama işe yaradığını hissettiğim ilk an, kozmik enerji seansları sonrasında oldu. Hep söyledim, hala da öyle düşünüyorum, o kadar çok şey denedim ki, belki tüm bunlar kümülatif bir etki oluşturmuş ve bünyeme işlemesi seansların sonuna denk gelmiştir, asla bilemeyeceğim ve açıkçası merak ta etmiyorum.

O zamandan beri, kendimi genel ve baskın olarak mutlu ve umutlu hissediyorum. Tabii ki arada, son yazıda anlattığım gibi zamanlar oluyor, tek fark şu ki, o anlarda bile en içimde bir yerlerde şükran dolu oluyorum. Veya ağlıyorum ama bu sefer de 'ben en son ne zaman ağlamıştım yahu' diye düşünüyorum ve hatırlayamıyorum. Bir de buna mutlu oluyorum gözyaşlarımın arasında.

Adrenalinimi ve mutluluk seviyemi çok yükselten bir aşk var tabii ki son altı ay içinde. 2011'E geri dönüp baktığımda aklıma gelen ikinci şey de bu aşk. Çok yakın zamana kadar hala kendi içimde çözümleyemediğim, bir yere oturtamadığım o aşk. Ama son bir kaç günde öyle şeyler oldu ki, tam da yerini aldı, oturdu ve 'iyi ki'lerimin arasında baş köşede yerini aldı.

Bu hikayenin detayını daha önce benden dinlememiş veya okumamış üç beş kişi kalmıştır zannımca yeryüzünde. Onlardan biriyseniz, olayın özeti şudur ki, ben otuzumu geçtikten sonra, hiç beklemediğim bir anda, olabileceğimi hiç hayal etmediğim kadar aşık oldum. Bir anda. Veya bir kaç saatte. Gözümü kapadığımda eski bendim. Gözümü tekrar açtığımda körkütük aşıktım. Tam üç hafta boyunca tek bir lokma yemek yiyemeyecek ve bir saat bile uyku uyuyamayacak kadar aşık olmuştum hem de. Ne güzeldi. Aşık olunandan ve yaşananlardan bağımsız hem de. Çünkü ne aşık olunan nesnel anlamda güzeldi , ne de yaşananlar. Ama ben çok güzeldim o günlerde. Dünyanın bütün ışığı gözlerimde toplanmıştı diyeyim, siz anlayın.

Tam ilk aşık olduğum günlerde dayımı kaybettim. (İlk date'imiz o akşam olacaktı ve iptal oldu). Ve dayım uzun süredir çok hastaydı. Hatta ilk hastalandığı an benim için çok büyük bir travma sebebiydi. Öyle bir korku ve endişe salmıştı ki içime, onun ilk rahatsızlandığı anlara şahit olmak, psikiyatriste gidip 'ben çok korkuyorum, hayat çok tehlike dolu ve endişe verici bir şey, sanırım yaşamaya devam edecek cesaretim yok artık' demeye kadar vardırmıştım işi. Tabii doktor da, her psikiyatrist gibi, bir kutu Prozac verip beni kapının önüne koymuştu. O an en doğrusu buydu sanırım ve şu an, üzerinden dört yıl geçmişken, iyi ki her şey olduğu gibi olmuş diyorum. (Prozac'ın yarattığı hayali aşk hali içindeyken bir önceki sevgilimle birlikte olmaya başlamıştım. O zaman da çok aşık sanıyordum kendimi ve etrafımdaki herkes bana ısrarla ne yaptığımı sorarken ben neredeyse iki yılımı feda ediyordum göz göre göre).

Son aşık olduğum adam, ki bugüne kadarki hayatımın en büyük (ve en kısa) aşkıdır, ona Şirin Baba diyelim, dayımın birebir aynısıydı. Ve rahatsızlığının başladığı günlerde travma geçiren ben, dayım vefat ettiğinde en ufak bir üzüntü duy-a-mamıştım. Zira öyle çok aşıktım ki, o an dünyada başka gerçeklik yoktu.

Çok sonra, her duygu demlenip dibe çöktüğünde, anladım ki, Şirin Baba bana sadece dayımın kaybını atlatabileyim diye gönderilmiş bir teselli ikramiyesiydi. Ve dayım için ilk gerçek gözyaşını , vefatından tam beş hafta sonra, ve Şirin Baba'yı bir önceki gün yalanıyla birlikte yakalamışken, mezarının başında döktüm. Misyonunu tamamlayıp hayatımdan çıktığını anlamam, kabullenmem ve tecrübe için müteşekkir olmam ise çok daha uzun sürdü. O arada ilk defa bir insanın ölmesini istedim. Kötü hislerdi evet, ama anın yoğunluğundandı, gerçek değildi. Sanırım hayatıma girdikten tam beş ay sonra daire kapandı ve ben tüm her şey gibi onu da, şükran dolu olduğum tecrübelerimin arasında saymaya başladım.

2011'in muhasebesi denilince , elbette ki içine girmesi gereken bir çok şey daha vardır ve belki uzun uzun ve derin derin düşünsem hatırlarım, ancak , bence enerji, mutluluk, aşk ve şükür olarak özetlenebilir bu yıl.

Ne kadar mutlu bir muhasebe değil mi bu ?

Sanırım bu yıl, postlarımda bile, en sık kullandığım kelime, şükrediyorum. Tekrarlıyorum, şükrediyorum.

Olan her şeyin, en hayırlısı olduğuna ve mutluluk dolu tecrübelerimin arasına katıldığına inanıyorum. İçindeki her şey ile birlikte, tam ve bütün bir yılı sevgiyle kabul ediyorum. Bu cümleler, benim eski halimdeki gibiyseniz, size hiç bir şey ifade etmeyecektir veya saçmalık olarak görünecektir ama bir de benim gözlerimle bakabilseniz, nasıl nefis ifadeler olduğunu göreceksiniz.

16/12 itibariyle bu yılın erken muhasebesi budur, ne mutlu ki budur!


13 Aralık 2011 Salı

Size hic oldu mu ?

Bir yerden bir tokat yiyip te baska bir yere siginmaya calistiginizda yuzunuze daha da sertce kapanan bir kapiyla karsilasriniz mi ? Bana oldu bugun. En yakinlarimda birinden saglam bir darbe yedim ve bugunlerde yakin hissettigim baska birine siginmayi denedim. Orda kapi yuzume kapandi. Daha sonra olmadik bir yerden olmadik bir darbe daha geldi.
Ben daha bir tanesi uzerinde calismayi dusunurken digerleri... Arka arkaya ... Hepsinin bugun olmasinin bir anlani olmali. Benim gozyaslarimin arasinda olan bitene yine de sukran dolu olmamin bir anlami olmali.
Bu postu yatakta uzanmis ne yapacagima karar vermeye calisirken yaziyorum. Evet bu saatte bile hala kararlar ve secenekler var. Her an var.
Vermem gereken ilk karar ise yarin sismis olacak olan gozlerimi kamufle etmek icin evden cikmadan ne yapacagim.
Kendimi az once 5 yasinda hissett. Annemin bana hayatimda attigi tek tokadin ertesinde babamin kucaginda saklanmaya calistigim anda.
Hayat her yasta ayri surprizler sakliyor. Bu yaziyi okumaktan mutlu olacak insanlar da var hayatimda evet ama zaman, sadelesip daha az insanla daga guzel bir hayata yol alma zamani ...

2 Aralık 2011 Cuma

Ben var ya ben ben, bitaneyim :)

Bugün benim doğum günüm. Yolun yarısının kapısında duruyorum. Ve çok mutluyum. Bugün arayanların, mesaj atanların, çiçek gönderenlerin, gelenlerin gidenlerin toplamından çıkardığım sonuç şu ki, içimden taşan sevgiyi insanlar hissediyor! Ne mutlu bir kazanç! Hep iyi ki ile başlayan cümleler kuruyorum, resmen kutsanmış olduğumu düşünüyorum. İyi ki bu hayattayım, bu bedende, bu ailede, bu andayım!

Kendime bayıldığım son Penti reklamının jingle'ını armağan ediyor ve elim işte gözüm oynaşta iken, kutlamaları kabul etmeye devam ediyorum :)


Ofiste pasta seremonisinden sonra bir de resim ekleyip sevgilerle uzayacağım ...