Blog Listem

3 Şubat 2012 Cuma

Tavşan dağa küsmüş...

Herkese küsüm bu aralar, herkese kızgın ve hatta kırgınım. Onların haberi var mı yok mu bilemem ama , var olanların da pek umrunda değil gibi. Kendime günde bin kez hatırlatsam da bir türlü kafama girmeyen bir şey var, o da, herkesin öncelikle kendi mutluluğundan sorumlu olduğu! Kimse beni hayatının odağına koymak zorunda değil ve zaten koyması da çok sağlıksız olur.
Herkes kendi rutinini yaşıyor ve o rutini de küçük detaylarla anlamlı kılmaya çalışıyor belki. O esnada kime çarpıp incittiğini fark etmiyor veya etse de, önemseyecek ve telafi edecek zahmeti harca(ya)mıyor.

Biz/Romantik Aşkın Psikolojisi'nde, yazar şöyle bir tespit yapıyor;
"Yulaf ezmesini karıştırmak, mürevazı bir eylemdir, heyecan verici ya da nefes kesici değildir. Ama aşkın ayaklarını yere basmasını sağlayacak bir ilişkiyi sembolize eder. Sıradan hayatı paylaşma isteğini temsil eder. Daha açık söylemek gerekirse: Romantik olmayan amaçları, hayatını kazanmayı, bir bütçeyle yaşamayı, çöpü dışarı çıkarmayı, gecenin bir yarısı bebeği doyurmayı. Ayarkları yere basmak, değeri, ilişkiyi, güzelliği sıradan ve basit şeylerde bulmak demektir. Kozmik bir dram, eğlence ya da sıradışı bir yoğunluk arzusuyla yanıp tutuşmak değildir."

Yulaf ezmesini karıştırmak, çok Amerikalı bir örnek te olsa, fikrin anlaşıldığını sanıyorum. İşte bir sürü insan bu rutinin içindeyken, hayatın anlamını sıradan eylemlerde bulmak gerek. Bu sadece aşkta değil, gündelik adımlarda da böyle.

Kendi mutlu rutinini yaratmış kişilerin hayatlarının diğer alanlarında benimle karşılaştıklarında, bana zarar verebileceklerine inanmıyorum. Dolayısıyla ben, beni üzen ve kıran herkes için bir de üzgünüm aslında. Kendi yaralarını kapatmaya çalışırken hırçın ve düşüncesiz oluyorlar çünkü.

Benim hiç mi yaram yok ? Dünya kadar var hem de. Ama her birinin farkındayım ve çözümünü bulmak için uğraştayım. Dolayısıyla bu yara yüzünden, gidip kimsenin canını acıtmam. En azından bile bile yapmam.

Bir adım öndeyim de çok mu işime yarıyor bu ? Hayır tabii ki, kabuğum daha da inceliyor dış dünyaya karşı ve canım -özellikle bazı zamanlarda- daha da çok acıyor. Bu yazıyı da öyle zamanlardan birinin en can alıcı yerinden yazdım. Hani fırtınanın gözü derler ya, oradayım şu anda...


1 yorum:

Enis Diker dedi ki...

Hayat hep aynı dernliği talep etmiyor. Çöpü dökmek, bilgisayara bir şeyler girmek mecburiyetleriyle karşı karşıya kaldığımız da oluyor. Daha çok boş zamanların kaygısı hayatın aslında bizden ne talep ettiği üzerine yoğunlaşmak. Rutine kapılmışken yok değil, ertelenmiş. Uzun bir zaman önce mutluluk gayesinin, hayatın amacı için doğru bir cevap olmadığını kabul ettim. Sebebi bizim elimizde olmayışı, faydaya yönelik oluşu. Yerine koyabildiğim bir kaç sınanmamış cevap var şimdilik. Mutluluk mottosu mutsuzluk üretiyor kanatimce. İncinme konusunu bir ara sormuştuk, sağolsunlar şöyle bir cevap gelmişti onun da linkini ekleyeyim: http://salimsaracer.blogspot.com/2007/11/incinmek.html